<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Haziran 1, 2007

HAKKARİ DAĞ VE KOMANDO TUGAYI

İşte Hakkari Dağ ve Komando Tugayı Nizamiye Kapısı


 Askerliğimi Türkiye'nin en hassas askeri birliklerinden birisi olan Hakkari Dağ ve Komando Tugayında yaptım. 2004 yılından beri bir çok kere yazmak istedim ama bugüne nasipmiş demek... İlk gittiğim zamanı hatırlıyorum...Nisan ayıydı...Kar yerlerden yeni kalkmış ve etraf yavaş yavaş yeşillenmeye başlamıştı... Hakkari'nin 10 km kadar kuzeyinde 2400 rakımlı bir kartal yuvası Hakkari Dağ ve Komando Tugayı... Bahsettiğim yer "Otluca Merkez"...

 

 Hakkari Dağ ve Komando Tugayı , "Kan Uykusu" isimli belgesele konu olan ve Osman Pamukoğlu önderliğinde 1993-95 yılları arasından önemli operasyonlara imza atmış bir askeri birlik...Tabi sadece bu dönemde değil her dönemde iç güvenliğin gerektirdiği şekilde operasyonel faaliyetlerine devam eden binlerce şehit vermiş kahraman bir tugay...

 Hakkari Dağ ve Komando Tugayı emir ve komutasındaki birliklerde 1984-1995 yılları arasında şehit olan 623 personelin anısına dikilen anıt. Anıtın üzerinde 623 şehidin her birinin adları soyadları, rütbeleri, doğum yerleri ve tarihleri ile şehit düştükleri yer ve tarihler yazılıdır. Saygıyla anıyoruz, ruhları şad olsun...


     Tugaydan  En çok da şehit törenlerini unutmuyorum.

Üç şehidimizin cenazelerinde binlerce komandonun hep bir ağızdan komando andını söylemesini unutmuyorum...

Buradaki dostluğu ve Türkiye'nin bütünlüğüne olan inancı unutmuyorum...

Vatanları için canlarını feda eden kahraman komandoları unutmuyorum...

Hakkari Dağ ve Komando Tugayını Unutmuyorum...UNUTMAYACAĞIM...

 

Her Şey Vatan için Videosu ve Unutmayacaksın Şiiri İçin Tıkla...

Komando Andı İçin Tıkla...

Kan Uykusu Belgeseliniz İzlemek İçin Tıkla...

Ağustos 27, 2006

12 CESUR YÜREK


 Japonya'da yapılan Dünya Kupasında tarih yazan Millileri kutluyorum.Başarılı olmasını istemeyenlerin çoğunlukta olduğu ve başarılı olmasını isteyenlerin de bunu yapamayacağını düşündüğü bu 12 Cesur Yürek, zor olanı başardı ve Dünya'nın en iyi ilk sekiz takımı arasına girdi.


  İkinci Turda Slovenya'yı deviren millilerimiz çeyrek finale kaldı.Ki ondan önce Litvanya, Avustralya ve Brezilya gibi takımları deviren , Yunanistan'a şanssız şekilde yenilen bu 12 cesur yüreği binlerce defa kutlamak gerek.Mehmet Okur, Hidayet ve Mirsad olmadan da neler yapılabileceğini dünya aleme gösteren çocuklar , Fatih'in dediği gibi 12 Dev Adam değil, 12 Cesur Yürektir Türk milletinin gözünde.Buradan hepsine kocaman birer "HELAL OLSUN"...Salı günü Arjantin'i de devirip bir sevinç daha yaşatın bize...

Temmuz 5, 2006

BURSA GRAVÜRÜ...

Süper bir Bursa Gravürü...

Temmuz 5, 2006

BİR FİGÜRAN...



Kelimesine dokunmadan yayınlıyorum...Yadigar Ejder'in Anısına...

                                                                                       Hussoloji...

 

 

Herhangi biri.

Ya da çok özel biri.

Yüzleri çok tanıdık ama adları bilinmeyen insanlar vardır hayatın bir yerinde. Varlıkları sadece başkalarının varlığını güçlendirmekle tanımlanan insanlar vardır. Herhangi birileri, falanca ya da filanca. Adı, soyadı hiç önemli değil. Başkalarının statüleri uğruna aşağılanan, itilen, hırpalanan gerektiğinde ölümlere gidip gelen insanlar.

Ya da figüranlar diyelim biz bunlara.

Perdenin hazin yüzleri.

Adları sinema afişlerine yazılmayanlar. Yüzleri tanıdık, isimleri bilinmeyen insanlar. Belki de kahvedekilere en çok benzeyenler. Yeşilçam'da da kahvede oturmazlar mı iş beklemek için. İnşaat işçilerine ne çok benzerler. Bir yapımcının kahveye girip de iş dağıtmasını beklemek.

Makyajsızlar...

Senaryoyu okuma ihtiyacı olmayanlar. Filmin bir yerinden girip, öylece yok olanlar. Dayak yiyip, ölüp, çay dağıtıp, durakta bekleyip filmden kopup gidenler. Hayatın ıssız sokaklarında gezip, filmin ayrıntı karelerinde yer bulanlar. Makyaja ihtiyaç duymayan figüranlar.

Onlardan biriydi Yadigar...

İri gövdeli, uzun boylu, seyrek dişli, çirkin bir adam. Kötüler hep çirkin olmalıdır değil mi?

Filmlerde eşşek sudan gelinceye kadar dayak yerken tanıdık bu iri adamı. Bazen Cüneyt Arkın dövüyordu bazen de Kemal Sunal. Şaban'dan dayak yemesi ne kadar da trajiktir. Eğer günlük hayatta olsa hepsini dövebilecek niteliktedir Yadigar. Gel gör ki dayak yemek için para almaktadır. O da dayağın en iyisini yer.

O dayak yerdi biz gülerdik. Kahramanımız gözümüzde büyürdü ona dayak atarken. O kadar iri bir adamı dövebilmesine hayran olurduk kahramanımızın. O ise sesini çıkarmadan içtenlikle yerdi dayağı. Hep kötü bir babanın adamıydı Yadigar. İyi insanlara saldırır, kötülüğe hizmet eder, haince kahkahalarla gülümserdi.

Sahiden o kadar kötü olabilir miydi?

Diğer figüranlar onun kadar iri olmadığı için onun dayak yemesinin ayrı bir anlamı olurdu. İşi daha önemli hale getirirdi. En son o dayak yerdi. Final döğüşü olurdu. Onu dövmenin önemi hepsinden çoktu. Çünkü en dövülemez olanı oydu.

Bu sahneler hiç değişmedi. Yani onun bir kez olsun dövebildiğini ve böylece filmin bittiğini görmedik. Senaristler hiç sürpriz yapmadılar bu iri adama. Günlük hayatın akışı, kaderin tecellisi hiç değişmedi. İsmi anılmayanlar, makyajsızlar hiç finalde tutunamadılar. Filmin acı karelerine malzeme olup, yitip gittiler öylece.

Yeşilçam'ın figüranlar kahvesinin kasvetli havası sinmişti Yadigar'ın üzerine. Gülümsemiyordu koca adam. Günler boyu iş beklemek sonra filme girip bir ton dayak yiyip çekip gitmek. Yediremiyordu kendine ama ekmek parası işte. Emekçisi olmuştu sinemanın. Öyle bar köşelerinde değil filmin içinde emeğini konuşturuyordu Yadigar. Türk sinemasının binlerce karesine görüntü vermişti. Varsın ismi de bilinmesindi.

Gerçi hayat zordu. İki film yapıp imaj yapanlar, soyunanlar, dünkü çocuklar parayla oynarken yılların sinema emekçisinin karnı günlük doyuyordu.

Bugün doyuyor yarını bekliyordu koca adam.

Son zamanlarda işleri iyi değildi Yadigar'ın. Parasızlık çekiyordu. Birileri ün, para, imaj peşinde koşarken Yadigar'ın durumu gitgide kötülüyordu.

Hey gidi koca adam.

Her yanını utanç kaplamıştı. Dayak yemekten büyük bir utanç. İyice parasız kalmış karnını doyurmakta güçlük çekiyordu. Kirasını ödemeyeli çok zaman olmuştu. Tek göz bir odaydı kaldığı. Buna rağmen kira parası bulmakta güçlük çekiyordu.

Bir gün evinden çıkardılar Yadigar'ı. Kimi kimsesi yoktu İstanbul'da. Buz gibi soğuk bir gece vakti Taksim'e çıktı birkaç parça eşyasıyla.

Havada hain bir soğuk kol geziyordu. Kimsecikler yoktu koca meydanda.

Buralarda ne kadar çok dolaşmıştı.

Bir banka uzandı. Ellerini bacaklarının arasında ısıtmaya çalıştı.

Öksürüyordu epeydir koca adam. Uyku girmedi önce gözlerine. Yarını düşünüyordu.

Sonra yorgunluk çöktü. Ağır ağır kapandı gözleri.

Bir uyudu, bir daha uyanmadı.

Bir uyudu, bir daha dayak yemedi kimseden.

Bir uyudu kimseler bilmedi ismini.

Bir öldü yalnız Taksim Meydanı ağladı koca adama. Sokak köpekleri tuttu yasını.

Yaşamın son karesini asillere yakışır bir onurla oynadı adam.

Bir figüran gibi öldü; kimsesiz, yalnız, gözyaşı dökmeden
....

Tarık Tufan...

Yazının Orjinal Linki: http://www.sipesifik.com/yazarlar/yazi.php?yazarid=22&id=12




<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->


Copyright © 2007 Hussoloji
Bu Site En iyi Firefox'da Görüntülenir.
Blogdaki yazilar Kaynak Gösterilerek kullanilabilir.