<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Nisan 4, 2008

DESTİ İZDİVAC

DEST-İ İZDİVACINIZA TALİBİM


KONUK YAZAR

NUR ERSEN

Bir zamanlar sıkça kullandığımız, içinde sevgiyi, fedakârlığı, saygıyı barındıran ve halk arasında popüler olan bir söylem vardı:

 

 “İki gönül bir olursa samanlık seyran olur”.

 

Sevgilerin ölesiye yaşandığı dönemlerde üzerine şarkılar söylenip filmlerin yapıldığı daha nice söylemlerimiz var. Bunlardan birçoğu yavaş yavaş özelliğini yitirmeye başladı bile…

 

Sevgiler, aşklar eskisi gibi tutkulu, ölesiye değil. Evliliklerin çoğu, günümüz koşullarına uygun olarak maddiyata dayanan sıradan ilişkilere dönüşme yolunda.  

 

Gece tekrarlarını da katarsak, yayın saati neredeyse günün dörtte üçünü kapsayan,  meraklısı ve izleyicisi bir hayli fazla olan bazı çöpçatan programları bunu ispatlar nitelikte. Çok ilgi gören, güldüren, düşündüren, eğlendiren ve evlendiren bu programları izlemeye oturan, başından kalkamıyor.

 

Bu programlar sayesinde çoğu insan ikinci baharını yaşamak için sıraya girmiş. 18’inden sonra yaş sınırlaması yok. 80 yaşını aşkın bayanlar ve erkekler bile adeta koşarak geliyor hayat arkadaşını aramaya. Kimi bakıma muhtaç, kimi sığınmaya. Kimi hayatının aşkını arıyor, kimi beyaz atlı prensini. Yoksulluktan kurtulmak isteyenler de çoğunlukta.

 

Talipler telefonla paravan arkasında görücüye çıkıyor. Evlenmek için gelen konuk, ismi anons edildiğinde program sunucusu ile önce hareketli bir müzik eşliğinde oynayarak sahnede arz-ı endam ediyor.  Telefonlar çalıyor, talipler sıraya giriyor. Taraflar kendilerini tanıtıyor. Fiziksel özelliklerini sıralıyor, maddi durumu ve medeni durumu hakkında bilgi veriyor. Uygun vasıflarda birine denk gelindiğinde paravan açılıyor, çiftler tokalaşıyor, ararlında bir uyum hissettiklerinde yüzleri gülüyor.

 

Talipler seçme haklarını çok güzel kullanıyorlar; özellikle de bayanlar.  Çoğunun öncelikleri arasında iyi bir maaş ve başlarını sokabilecekleri bir ev var. “Yaşlı teyzeler evde sıcak su yoksa evlenmem!” diyor.

 

“Dest-i izdivacınıza talibim” sözlerini kullanıldığı dönemlerde görücü önüne çıkarken, değil oynamak, gülmek bile ayıptı. Konu açıldığında ailelerin önünde mahcup bir şekilde yere bakılırdı. En azından evlilik kurumuna bir saygı vardı.

 

İkinci evlilik yapmak hele de çocukları olan bir hanım için hoş karşılanmaz, bazı çevrelerde de çok ayıp sayılırdı. Zamanla her şey değişti ve günümüze kadar gelindi. Çeşitli kadın programlarında zaman zaman eş bulma konuları işlendi ama tek başına hazırlanmış olan bu evlilik programları ile adeta tabular yıkılıyor. Evlatlar annelerini babalarını bir eş bulmaları için bu stüdyolara gönderiyor. Bazı babalar kızlarını getiriyor, bazıları ise ailecek geliyor. Kayınvalideler telefonla canlı bağlantı ile katılıyorlar programa.

 

Sevgili okurlar, geçim zorluğunun yoğun bir şekilde yaşandığı, maddiyatın ön planda olduğu bu dönemde ne samanlığı ne de seyranı düşünen var. 

 

Dest-i izdivacınıza talibim söyleminin bolca kullanıldığı günümüzde şunu aklımızdan hiç çıkarmayalım:

 

Artık, “İki gönül bir olunca, samanlık seyran olmuyor”.

 

NUR ERSEN

 

www.beypazarihaber.com

Kasım 24, 2007

"HER ÖZGÜR İNSAN BİR KADER MAHKUMU ADAYIDIR"

NoT:Son günlerde mail adresime sık gelen bir yazı. Kader Mahkumları derneğinin daha çok insana ulaştırmak istedikleri bu yazıyı ben de burada yayınlayayım dedim...İşte bahsedilen yazı...

HER ÖZGÜR İNSAN BİR KADER MAHKUMU ADAYIDIR!

MERHABA;

         Sizden tek isteğimiz bu mailimizi okumanızdır.

Bölünmez bütünlüğünü istediğimiz ülkemizin ve  milletimizin sağlık,

Başarı, Mutluluk içinde  huzur ve barışın sağlanması hepimizin ortak

arzusu değil mi? Peki üstümüze düşen görevleri hepimiz tam anlamıyla

yapabiliyormuyuz?

      Sizlerden sadece isteğimiz  evinizde ve işyerlerinizde okuduğunuz

kitapları ve fazla olan giysilerinizi bize ulaştırmanız halinde, ülkemizin

her köşesinde gerçekten sıkıntı içinde yaşamlarını sürdürmeye

çalışan cezaevlerinde yatmakta olan onbinlerce Kader Mahkumları ve

dışarıdaki yakınlarına küçükte olsa bir katkının yapılacağını

hissetmenizi sağlamak istiyoruz.

     Toplumumuzda bu kitleye ön yargılı yaklaşıldığını biliyoruz.

     Her insan suç işleyebilir,

Hangimiz hata yapmıyoruz'ki,

Hayatında birkere hata yapmış bu insanlarımız tüm yaşamı boyunca bu

işlediği suçla ömür boyu yaşayabilir mi?

       Bu insanlarımıza bir şans daha veremezmiyiz?

Toplumda her geçen gün şiddet olayları artmaktadır.

Sevginin olmadığı her yerde suç ve suçluyu görebiliyoruz.Ellerinin

tutulmasını bekleyen bir dost eline ihtiyacı olan bu insanlarımızı topluma

kazandırma gayretlerimize desteklerinizi talep etmekteyiz.

        Şu anda ülkemizde cezaevlerinde onbinlerce kader mahkumları

yatmaktadır.Dışarıda ise yüzbinlerce başta eş ve çocukları zor ve

çileli günler geçiriyor.Çok büyük bir bölümü pişmanlık içindedirler.

       Başta eğitim eksikliğinden kaynaklanan bu insanlarımızın topluma

kazandırılması projelerimizin başında gelmektedir.Bu insanlarımızın

okumaları için başta kitap'a ve diğer sosyal ihtiyaçları için küçükte

olsa katkılarınızı beklemekteyiz.

      Biliyoruz'ki, sahip çıkamadıklarımız bizim olamıyor.Ülkemizin ve

milletimizin bölünmez bütünlüğü için bu mücadelerimize desteklerinizi

beklemekteyiz.

      Çok önemli saydığımız diğer konu ise ülkemizde ilk defa eski

mahkumlar ve yakınları için Rehabilitasyon merkezi kurma teşebbüslerimiz

devam etmektedir.İlgi duyan tüm siz saygıdeğer gönül dostlarını bu

projemizde yanımızda görmek istiyoruz.

NOT:İŞLEDİKLERİ SUÇLARIN CEZASINI ÇEKEN AYRICA PİŞMANLIK İÇİNDE

OLANLAR ADINA,MAĞDUR BIRAKTIKLARI TÜM AİLELERDEN ÖZÜR DİLİYORUZ.

                          Affetmek şanımızdandır.

YETERKİ;Vatanımıza Bayrağımıza Dinimize zarar vermemiş olsun.

·       Her suçlu mahkum,Her mahkumda suçlu değildir.

·       Yarının neler getireceğini hiçbirimiz bilemiyoruz

·       Her özgür insan bir mahkum adayıdır.               

 

NECDET YÜKSEL

                                                                               

KADER  MAHKUMLARI DERNEĞİ

ADRES:Kemankeş mah.Gecekuşu Sok.                             

Çavuşoğlu İş Hanı No:6 Kat:1

Tophane-Karaköy/İST.   

 

Eylül 24, 2007

GARA TAHTA VE GERÇEK



Avluda böyle bi manzara var..geçenlerde çekmiştim…Dün bir arkadaş, sen sıyırdın iyice dedi..Efendim bi resim çekeyim şöyle derin anlamlar içersin falan, yok daaa neler..Zaten foto olayı, anne, baba, ilkokul ve asker arkadaşların için icat edilmiş..Yoksa resim çekilmez, çizilir…Neyse, biz konumuza dönelim, başlayalım yani..

*Oy atmak için ilk öğrenimini gördüğü okula giden(tesadüfen)

ve okulun tavanına kafasının çarpacağını hisseden*lerin hikayesi bu....

“ O nasıl bir hüsrandır öyle „

İlkin okulun basamaklarını çıkarken,

-ulan nooluyoz,

o demir dış kapıyı görünce yerini

-has…r`e bırakır....

Bişi diiil, o basamağa 50 kişinin sığdığını gösteren belge de var elimde..Merdivene şöööyle bi bakarsın, dizlerin titrerde çaktırmazsın, zaten sen bile anlamazsın be, telefon titriyo sanarsın..ya da kireçlenmedir o :P

İçeri geçelim..

Dışarıda olduğu gibi bir büstte içerde vardır malum..Altında Ata`nın kemik bi vecizesi..Sağında solunda içi kum dolu kırmızı kova, duvarda iki kazma… kazma yaa! bildiğin kazma işte.. üstelik simetri..Bi çerçeveye alınmamış ! tööööbb.

Ha bi de orağa benzeyen bişi var, o ne ulan? Biz de o okulda küçük küçük kabilelerdik zaten..o derece..

II nci merdiven sarsıntısını üst kata çıkarken yaşarsın. (aklıma asr süresi geldi..umarım ramazan sebebiyle değildir) ata biner gibi bindiiin küpeşte falan derken aha da sınıftasın..Sıraya bak, 4 popo sığıyodun işte..Şimdi?

Turuman şovun son karesini hatırla, çööt diye gömçürüyo kayığıyla tabloya hani; kara tahta da o soğuklukta, bir tek o küçülmemiş sanki..

Gerçek,
sandığın gibi değil, zaten sandığın hiçbir şey gerçek değil..Ne biliyorsan o gerçek, sandığın değil…

 

Yazar:Vedat Şener...

 Sizler de yayınlanmasını istediğiniz yazıları Konuk Yazar  köşesinde yayınlatabilirsiniz...Yazılarınızı hussoloji@blogcu.com adresine göndermeniz yeterlidir.

Mart 14, 2007

OMBUDS BİR DE MAN

 

OMBUDS BİR DE MAN

Ombudsmanın wikipedia’daki anlamına baktığımızda kökeninin İsveç dilinden geldiğini okuyoruz, türkçesi ise aracı kişi demek.(Ombuds ve man). Milliyet gazetesinde, milliyet gazetesinin içeriği(haber, yorum, fotoğraf, başlık, spot, sayfa düzeni, baskı, kağıt, vs.)ile ilgili olarak okurdan gelen şikayetleri ele alır; bunları basın etiği(doğruluk, denge, tarafsızlık, adil yaklaşım…) ve temel kalite ölçütleri açısından inceleyerek görüşlerini okurla paylaşır. Okur Temsilcisi, milliyetin gazete ve internet içeriği ile ilgili tüm şikayetlerinizi bekliyor şeklinde karşımıza çıkıyor. Hürriyette, hürriyet içeriğini okur denetimine açıyor.Gazetedeki haberden baskı kalitesine, web sayfası düzenine kadar, eksik, yanlış, hatalı, meslek etiğine aykırı bulduğunuz, merakınızı uyandıran hususları okur temsilcisine iletin. Şikayet, eleştiri, soru ve önerilerinizi bekliyoruz. Sabah ise, kalite için okur denetimi başlığıyla, sabah içeriğini okur denetimine açıyor.Gazetedeki haberde baskı kalitesine, web sayfası düzenine kadar, eksik, yanlış, hatalı, meslek etiğine aykırı bulduğunuz, merakınızı uyandıran hususları okur temsilcisine iletin. Şikayet, eleştiri, soru ve önerilerinizi bekliyoruz şeklinde yazmış. Evet gazeteler ve ombudsmanları. Hatta yine gazetelerde onlarla yapılan ropörtajlar da var. Ombudsmanlık askeriyede de mevcut bir terim. Silahlı kuvvetlerdeki uygunsuz ve istismar edici durumları ve eksiklikleri belirliyor ve tavsiyelerde bulunuyor. Öncelikli amacı haksızlıkları önlemek ve savunma sektörünün doğru işleyişini teşvik etmek.

 

     Askeriyeyi saygın biliriz hepimiz. Askeri ombudsmanlık savunma sisteminde şeffaflık ve hesap verilebilirlik üzerinde durur. Savunma sektöründe etkinlik ve verimliliği arttırır, savunma personelinin güven duymasını sağlar. Gazeteci adayı olan kişiler için faydalı olduğunu düşünüyorum ben bu ombudsman sayfalarının. Neler hatadır, neler tartışılıyor, hangi konular övgü alıyor bunlara dikkat edildiğinde bir nevi staj yapmış gibi oluyor kişi. Tirajlar artık yanlış yamalak haberler yansıtıp ortalığı karıştırmakla artmıyor, geçenlerde, 2000 yılında milliyet gazetesi ombudsmanı Yavuz Baydar ile yapılan bir söyleşiyi okumuştum.Gazetenin satışının artması, bir gazetede ombudsmanın yazacak bir şeyinin kalmamasına bağlıdır diyordu. Bu benim çok hoşuma gitmişti. Osmanlı’da da gayri resmi ombudsmanı varmış. Makro Paşa. Sabah akşam yöneticiden gelen şikayetleri dinlermiş. Bazı durumlarda git derdini Makro Paşaya anlat denmesi de buradan geliyormuş.(04.2006 Vatan,Selahattin Duman’ın yazısından) Gazetelerimizde bayan ombudswoman ları görmek dileğiyle.Sevgiler, saygılar...

 

Jane Do...

Not: Herkese merhaba Jane Do sizler için yazmaya devam edecek...Bu da ikinci yazısı saygılar...





<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->


Copyright © 2007 Hussoloji
Bu Site En iyi Firefox'da Görüntülenir.
Blogdaki yazilar Kaynak Gösterilerek kullanilabilir.