"TAMİRCİ KEDİ"





VE MUTLU SON!...
Not: Ayrıca "kedicik"in bu yaşam mücadelesini saygıyla karşılıyor,alkışlıyor ve aşağıdaki parça ile öykümüzü bitiriyorum...
<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->






RAMBO VE ALÇO----- REVIVAL OPERATION ON MAFIA-1
“Zaman bize karşı olabilir, ama biz onu da öldüreceğiz…”
Can Rambo…
Not:Bu öyküdeki her şey Husso’nun hayal ürünüdür…
Rambo ve Alço hapishaneden kaçtıktan sonra , Alçoya artistlik yapan ve onu kodese tıkan tüm nedenleri yok etmeye yemin etmişlerdir artık…Mafya her yere elini atmış , ülkenin kanını sömürmektedir adeta ve o günlerde Mafyanın inanılmaz bir uyuşturucu trafiği başlamıştır..Rambo , Amerikanın çıkarları ile uyuşmayan bazı durumları tespit edecek , Alço ise intikam alacaktır…
Rambo= hey ahbap biraz dinlenmelisin sanırım…
Alço= Evet, ama çok kısa sonra Antalya’ya gitmemiz lazım…T-Coşkun da bize katılcak…Ramboooo (elindeki yarısı dolu viski bardağını ağzına götürerek)
Rambo= O kim lan..şimdi bir de başımıza T-coşkun çıktı…Kim lan o?
Alço= heyecanlanma Can…usta bir saldırgandır , emin ol işimize çok yarayacak…
Rambo= bana bakk, yok t cetveli yok t coşkunu anlamam ben , bu operasyon sadece mafyanın çökertilmesi için yapılacak, baksa bir amacımız yok sen de alman gereken parayı alacaksın…
Bu cümleden sonra derin bir sessizlik çökmüştü Rambonun boğaza bakan yalı dairesinin ikinci katının yatak odasının yanındaki 24 metrekarelik odasının içine (işte zincirleme isim tamlaması budur) … Şafak için sözlenirler ve derin bir uyku baş gösterir gözlerinin yamacında…Sabah operasyonun ilk günüdür….
****************************
Rambo= eveeettt sabah olduuu haaa! Neee…hey alçomusun nesin nerdesin?
Rambo yine yaman bir tokat yemiştir…Alço kendisini hapisten kaçırtmış ve ramboyu da bir güzel ekmiştir…Albay Trautman bu olayları duyunca Ramboyu yemek için istanbula bile gelebilir… Rambo içinden çıkılmaz bunalımlar içindedir….O sırada Amerika beyaz sarayda…
Albay= heyy boby hemen şu rambo denilen darbuka derili adamı bağla bana…
Boby=yes sirr…
Albay=İnşallah her sey yolundadır Rambo( diye sölenir…ama sölense nolcak ki ağabeycim her şey yolunda olsa nasıl dramatik çatışma yaratcaz , ya da ne bileyim o zaman filmin ve öykünün anlamı ne olcak, yapma trautman ya …)
-lülülülülülülülü…….lülülülülülülü……lülülülülülülülül (açsana telefonu rambooooo)
Rambo ürkek bakışlar ile bakmaktadır telefonun bulundugu masaya , şimdi ne halt yiyeceğim ben, der gibi bakmaktadır…Eline yavasça alır…telefonu ama konusamaz…zaten albay konusmaya başlamıstır bile…
Trautman= Ulan teres yine her şeyi b.k ettin di mi? Biliyodum zaten ben de orda burada Rambo tek basına orduyu yener , yok şunu yapar bunu yapar diye maval anlatıyorum , herkesi inandırdım bir seni inandıramadım bee…noldu yine anlat bak susmaya devam edersen arkandan hançerlerim seni…
Rambo=şeyy! Albay benim hatam deildi…Alço dediğiniz adam …o kaçtı…
Albay= neeeee! Nasıl kaçırdın aptal…sana hapishaneden kaçır dedik elinden deil…
Rambo= ama kaçtı napabilirim zaten pek gözüm tutmadı , t-coşkun diye biri varmıs onla beraber bir şey yapcaz dediler…ama ne oldugunu anlayamadım…bugün operasyonu başlatalım mı?
Albay=üstlerimle konumsalıyım bunu…ama onlar için iyi bir haber değil bu…Çattt!(telefon kapanır)
Rambo şimdi yalnızlığın ve korkunun verdiği elem ile boğuşmaktadır,onu çok zor bir gün beklemektedir….
DEVAM EDECEK……
DİĞER RAMBO ÖYKÜLERİ
RAMBO-1
RAMBO-2
RAMBO-3 PART ONE
RAMBO-3 PART TWO
BOR HAREKATI-1
BOR HAREKATI-2
BOR HAREKATI-3
BOR HAREKATI-4
RAMBO SİVASTA-1
RAMBO SİVASTA-2
RAMBO FOR HISTORY-1
RAMBO FOR HISTORY-2
RAMBO FOR HISTORY-3
RAMBO FOR HISTORY-4
RAMBO FOR HISTORY-5
RAMBO FOR HISTORY-6
RAMBO FOR HISTORY-7 (SON VERSİYON)-BEN VURDUM ULEN!
RAMBO NOW WITH ALÇO MAFYATİK SAVAŞ
not: rambo öykülerini neden yazdım ben de bilmiyorum aslında filmlerini çok severdim onu bu şekilde karikaturize etmek ilginç bir fikir olur diye düşündüm...tabii öyküler sadece gülmek amaçlı yazıldı onu baştan söylüyeyim...hepsini okursanız kafanızda daha tamamlayıcı bir yapı oluşacaktır saygılarımla...
hussoloji
Sözlüklerin masum satırlarında geçer adı; Nüfusu ikibinden az olan yerleşim alanı diye tanımlanır. İçlerinden zamanında şehirlere aktığımız, göç denilen kavramı yarattığımız köyler. Oysa şehirde kurduğumuz basit ilişki ve yaşamlara tercih ettiğimiz köy , hala aynı saflıkta ve temizlikte durmaktadır gerimizde. Yorgundur, yüzyıllarca cefa gösteren , dimdik ayakta kalan köyler yıkılmaktadır, yok olmaktadır şimdi. Bir bir göç edenlerin ardından yas tutmaktadır. Ama hala hayat ve değerlerinden vazgeçmeyen insanların barındığı yerlerdir.İçinde temiz sular , temiz gıdalar ve modern yaşama bir karşı koyuş vardır. Doğanın kucağında kalmak, geceleri yıldız dolu gökyüzünü izlemek, sessizliğin içinden gelen rüzgar uğultularını dinlemek...Bir köyde yaşamanın anahtar cümleleridir bunlar. Keşke biraz daha kalsaydım dedim içimden ama şehire alışan bünyeler malesef arıza çıkarıyor, temiz dağ köylerinde.Şehrin uyuşturucu sıvısı kültürel damarlarımıza zerkedilmiş adeta, uzun süre köyde yaşamak, bunalım ve kendinden menkul bir "zihinsel koma"nın habercisi. Ama yine de arada sırada gitmek lazım terkedilen köylere.
Uzun seyahatleri severim, hele sözkonusu memleket Sivas olunca durum daha da ayrı bir kutsaliyet kazanır. Yine böyle bir yolculuğa çıktım geçenlerde, ancak tefrika etme şansı daha yeni doğdu, o nedenle biraz geç oldu kusura bakmayın. Bursa’dan akşam 19:30’da kalkıyor araba, bileti aldığım gibi perona gittim ancak ne yazık ki , ufak bir gecikme olmuş ama önemli değil ne de olsa uzun bir yolculuk olacak. Neyse otobüse bindim ve yaklasık 12 saat sürecek olan yolculuk için koltuktaki ayinsel vaziyetimi aldım.Ama işte canımı sıkan nokta yolculuğun tamamının gece geçecek olması idi. Otobüse bindiğimde aşırı informel bir muavin ve onu amiyane tabir ile kafaya alan bir grup yolcu ile karşılaştım.Hatta yanımda oturan öğretmen de duruma bir çok defa gülerek, ilk defa böyle bir muavin ile yolculuk ettiğini belirtti.Muavinimiz “gardaş”“eyvallah” gibi terimleri yolcular üzerinde tatbik ederek , sanki kınaya giden bir düğün otobüsü havası yarattı yarım saat içinde. Bu informel atmosfer bazı yolcuların hoşuna gitse de büyük bir çoğunluk havadan memnun değildi… Muavinimizin bitirim tavrı “acaba sivasa gitmeden bizi sıra dayağına çeker mi?” gibi bir zanna yol açsa da, şaka bir yana ,bu informel yapı bir süre sonra tüm yolcular tarafından benimsendi ve kendisi ile ilginç bir iletişim kanalı oluştu. Klasiktir her otobüse bindiğinizde “iki kişiye satılan tek koltuk hikayesi” oluşur bir anda.Bunlardan bir kaçı da benim bindiğim otobüste gerçekleşti. "Bayan yanına bay oturtmama geleneği" nedeni ile yaşanan kısa süreli krizi, bitirim muavinimiz usta manevralarla çözerek yolculara rahat bir nefes aldırdı…Ardından gece bastı heryeri, herkes uyudu.İnsanlar nasıl uyuyor otobüste anlayamıyorum, ben uyuyamıyorum ve yolculuk işkence halini alıyor, yolculuk bitince kıpkırmızı gözlerle otobüsten inmek , bozulan bir mide vs vs…Gece yolculuklarını sevmem aslında ama otobüs saatlerinin azizliği nedeni ile mecburiyet var. Neyse sabah erken saatlerde Sivas terminaline vardık, hafif bir uyku hali, muavinin belli belirsiz “bizi seçtiğiniz için teşekkürler anonsu” ve esneyen gerilen insanlar eşliğinde yanaştık perona. İndikten sonra ilk işim hemen Zara minibüslerini bulmak oldu,biran önce binip Zara’ya , oradan köye ve oradan da eve gidip uyumak istiyordum. Sivas ve Zara notları ise yakında…
<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->
Copyright © 2007 Hussoloji
Bu Site En iyi Firefox'da Görüntülenir.
Blogdaki yazilar Kaynak Gösterilerek kullanilabilir.